Pages

29 Eylül 2011 Perşembe

RÜZGAR

dalganın derinliği ölçülebilseydi
günlerce süren alçalma
yıllarca yükselen taşkınlık
belki kıyıdan ufka bakanlara
ufak bir ipucu verirdi masallara dair
ama zahir
ne ufkun ardını aralamaya hak sahibi
ne ölçünün derinliğine muktedir
rüzgara dokunan hangi varlık
kendinden başka ne görebilir

masallara uzanmayan
gerçeği nasıl tutabilir?

20 Eylül 2011 Salı

KAR YARASI


                                                                                                                              Evrim'e
I
Cam sürahinin içinde buzlar suya sarılıp eksiliyor.
Sana bütün yoksunluklukları, bütün arsızlıkları, bütün hastalıkları anlatmak isterdim.
Buz eksilir
Söz eskir
Kar doyar.
Daracık cebinden liman çıkaran kalbim, susuz bir anadil gibi katlanıp kaldı. Tırmandığım çöl, hayat boyu süren zengin bir rüya gibi, herkes uykudayken uyanık. Neredeyse bir sokak adı kadar çıkmaz, bir silgi kadar uçsuz, inanmak kadar inanılmaz. Ayrıntılar dünyayı kaskatı bir koku gibi ötekine bularken, içinde taşlar gezdiren mezarlığın, fazla yaşlı, çok genç. Söylemek istediğin aslında: bana erken, kendine g
eç.

Hayatta eğilmiş bir çividen daha gereksiz ne var?
_ölü bir karınca gibi rüzgarlı kaldırımda savruluyor kalbim. elden ele dolaşan bir zehir gibi avcumda, sefilliği ihtimalin.
Aynanın arkasında ne var?
_kar.
Ağrıyı ovalayan sesiyle kar. sessizliğe gömülürken geçmişe tutulan aynalar
Derim;
İçimde bir ihtilalden fazlasın
Falezden derin.


II
İçinde bir el vardır her çocuğun. Alışkanlık gibi taptaze ve koparılmış. Bir eşyanın anısıyla yerini değiştiren. Kendini sevmeye yetişmek için koşarken düşüp kanattığı dizleri şevkatsiz. İçinde bir el vardır her çocuğun. Doğrusunu istersen, aslında kendine bile hevessiz.
Hayal, tekrarsız öfkeli. 
Bu ufkun arkasında zaman yok. 
Mekan yok. 
Cevap yok. 
Yalnızca bir çağrışım, cümleye sokulan aç kedinin KUŞkusu.
Elinde ne var?
_nesnenin isteği.
Elinde ne var?
_ıslık.
Elinde ne var?
_ayağa kalkıp ağaçlara koşmak. Adıma karşı.
Elinde ne var?
_yüzgecin nefesiyle ısınan su.
koşup koşup bakıyorum gözlerine
-ertesi günün duygusu-


III
Merhametin boğazına takılan uzun bir savunmadır endişenin dili
Çokça hoyrat, biraz ilgili
Olanı biteni anlamaktan uzak
Sezmekten yakın
Aşkı tepeme bir tanık bir sunak bir yama gibi diken bu ses benim olamaz
Bu uç bu öteki bu düşman ağız benim olamaz
Kovanı doldurup su diye çektiğin girdap 
Kovanı yırtıp peşime taktığın bu sarı sızıntı
Hepsi ama her şey tekrarlıyorsa kendini
Bir yankıdır ebediyete dek sürecek olan, taşıp aşsa da bendini!

IV
Bilge der ki 'evren bir sanrıdır. 
Sandığın kadar senin. Bildiğin kadar sır.'

Işığın omzundan düşüp bu yaygarayı çıkaran gece de neyin nesi?
Ben de peşine düştüm saf maddenin! Ordayım. 
Bir öpücük kadar düşünen
Bir anı kadar devinen
Ve inen.. Ve çıkan..
Kan.

Öyleyse ne var?
_üç dün.
Öyleyse ne var?
_rengin gölgesi.
Öyleyse ne var?
_aşağı dayanan merdiven. gözüme takılan diken. hayali parçalayan heves.
Kafes
Sert ve ürkek
Anlatmak isterdim sana
Göğe bir ağaç gibi tersinden dikerek
Rüzgarın gövdesini!
Rüzgar ki
Bir çiçeğin hafifçe ürperen bedeni
_Öyleyse elimde ne var?
Gitmiş olanı ağırlatan, ona bir ruh, bir kalp, bir dirilik veren
kitaplara, insanlara, yalanlara bulanan doyumsuz ülke:
' Özgürlük...' 
Bağımlılıkların en sinsi, en güvensiz, en tehlikelisi
Düzensiz aklım işte tam da bu yüzden işte
kumun içinde yol alan kökler gibi acımasız. 
Bilmez misin? Bil.
Çöl yenilmez bir orduyu bir günde bozguna bular.
Ne şah
Ne yular!
Ne uğultusu inancın, bilenmiş kılıçları rüzgara yalatan!
Sadece KUM
Karıncadan küçük
Seraptan sessiz
Ateşten uzun
KUM.

....İşte kalbim, sevinci dürtülmüş uykum
-rüya bilincin yasıdır-
Cam sürahinin içinde su 
ve su
ve su var

Ki suyun serinliği, 
buzun anısıdır.

· 

25 Nisan 2011 Pazartesi

KİRLİ CAM


ben bu odaya nasıl geldim
bir bakıyorsun kalabalık bir bakıyorsun tenha
teninde bir çatlama duyuyorsun
çatlama değil de sanki sürekli bir veda

nasıl geldim anlamadım
belli ki getirdiler, belki uyuyordum
kapıları geniş, pencereleri geniş bir oda
yatağı, masası ve suyu geniş bir oda
daracık bir koridordan geçerek
ilmekler içinde ilmeklerden
biri açmadan diğeri solmayan çiçeklerden geçerek
geldim
sonumu düşünmek ile sonsuzluğu düşünmek arasında gidip gelen
ve gidip gelen
ve gidip gelen
ve başkaları
kaç kişiyiz?

odamız öyle geniş ki..yankısı bile yok
inlememiz bir top nergisin suya bıraktığı can gibi
cam vazonun herşeyi göstermediği açık
beni kandırman için geldiğim açık
elimde kıyassız, kıyısız, kaygısız zamanları öldürdüğün
sıfatına uygun kirli sarı ceketin
aklımda seni unutmak için tuttuğum anılar
benim anılarım
benim anılarım

içinde olmadığım