Pages

16 Ocak 2010 Cumartesi

KIŞ CIVILTISI


Zamanın üzerimizden tüm kıvrımlarımızın şeklini alıp dökülmesi ne güzeldi..
Güzellik gibi geçiciydi..
Yaslandığımız ve yaslandığımız anılar gibi geçiciydi..
Sarılsana bana , üşüdüm.
Isınmak için değil, sonsuz bir üşümeyi dindirmek için böylesine seviyorum seni.. Hayır, sözlerimden gelene inanma (!)
Kalbim göz kırpan yıldızlar gibi. Dünyadan bakılınca görünmeyen, kendi ateşinde ıssız yıldızlar gibi..
Kalbimden gelene de inanma (!)
Sadece bir anın, sıcacık çekip buz gibi bıraktığım bir anın durdurduğu yelkovanım. Boş kovanda vızıldıyor arım, edebim.. Hayat, ey acı süt!
Gör artık taşıyamıyor beni ne erkeklerin ne kadınların!
İşte buna inan (!) Ben kış sesiyim! Tutuşmasıyım karın!
Çölün bittiği yerim ben! Çölden daha gerçek bir serabım!
Toplanıyor ayaklarımın altında yürüdükçe İstiklal Caddesi!
Buruşmuş çarşaflar gibi toplanıyor, biz göz göze geldikçe yalnızlığımız!
Yatağını arayan nehirler gibi.. Bir dağın çıkmazında..
Köklerinden çekilmiş, kendi içine batmış bir karaağacın gövdesine sızan nehirler gibi!
Bir kralı zehirler gibi kendi soysuz soyunda!
Toplanıyor, çekidüzen veriyor kendine sarhoşluğum, bildiğini bilmezden gelen tehirler gibi!!
Anlaşılmak hafiflemekse
Bir bardak çayın hiç içilmeden soğuması bu benimki
Soğumasını durdurmadan soğuması
Camı çerçeveyi çatlatıp çıkması!
Yada belki sadece
Çocukluğunun gözyaşını silme hevesi her insanda
Bir gün her insanda..
Gelip yanıma oturuyorsun bunlar geçiyor aklımdan..
Elini omzuma bırakıyorsun gizli bir rütbe gibi.
Alnıma, boynuma, saçlarıma..
Orda yaşlanıyor elin, ben yaşlandırıyorum onu –neden?!
Çizgilerden görünmez oluyor sonunda.
Ah !
Sözlerin dilimin üstünde bekleyen şeker gibi kararsız
Eski ve eksiksiz romanlar gibi pek
Sinik ve avuntulu şarkılar gibi banttan..
Gelip yanıma oturuyorsun bunlar geçiyor aklımdan.
Bilmem ki neden? Neden böyle seviyorum seni..
Belki de ilk kez düşündüğüm için böylesini.
İsyan etmemi beklerdin belki de şimdi..
Yanmamı, küllerimi savurmamı havalanan eteklerimin girdabında..
Bir defa.. Ah son defa daha!
Ama diyorum ya eskidendi.. Çok eskidendi o şarkılar..
Ellerin eskidendi.. Gözlerin.. dinlenmiş denizler gibi.. Eskidendi..
Harbiden de harbeden çocuklarındık senin!
Kış cıvıltılarındık göğsünde!
Vurduk mu yola topuklarımızı, körfeze tokat gibi çarpıp tek dalgayla tüm evrene yayılırdık!
Yayılırdı Aşk! Nuh demeyen bir Tufan gibi!!!
Hazırım hazır olmasına ama neye (?)
Gülerim kahkahasına ama ne için (?)
Hangi yalan geriye getirir dibe batmış geminin yaslı denizkızlarını..
Önümüze hangi yürekli korsan serer define haritalarını..
Unut gitsin diyorsun ya ; unutuyorum, ama gitmiyor!!
Pulları yitmiş, adresleri değişmiş arzularını hala bir ben mi çekiyorum içime?
Tenine misk gibi sinen o sevişmeyi ben mi kokluyorum?
Tersiz, kıpırtısız, kendi içine doğru boşalan o sevişmeyi!
Daha düşlerken sönen bir sigara gibi..
Hatırlar mısın ! Geceydi! Bir tek kalbimiz susmazdı!
Bomboş yollardaydık! Elele İzmir asfaltındaydık!
Hiçbir yere çıkmaz İzmir’in hiçbir sokağı.. Bilirim.
Kendine dökülür ışığı sokak lambalarının..
Bir şiir gibi kabarır Pasaport!
Bir şiir gibi, “ışıklı bir tesbih gibi Karşıyaka!”
Dünya denen sirki
Küfür denen şirki
her zerremi talan edip savururum sana! Görmez misin..
Hedefini şaşırtmaktan usanmış bir ok gibi!
Yayılırım sessiz göğsünde senin..
Derinliği kestirilemeyen bir uyku gibi yayılırım tüm bedenine vuslatla!
İşte ! Çıplaklığım sadece senindir işte o zaman!
Kalbim dilimdir!
Arzuların dinimdir!
Kabarırım ağzının deydiği yerlerimden bir kalıp sıcak kek gibi!
Parmak uçlarınla uzanıp aldığın bir mucizeye çeviririm hayatı!
Bir baştan çıkmaya!
Herkese kısmet olmayan bir baştan başlamaya! – yaşadık! Yalan mı?
– yaşadık! Değişir mi hatıralar da!!
Özlüyor musun bilmem ; ürkek bir ağzın tadını?
Hani o kabına sığmaz kek gibi dağılmaya pekişir “şu an”!
Hani unutulmuş bir dil gibi yeniden gün ışığına çıkan!
Ah yutup unuttuğun şeyler gibidir yıllar..
Yıllar geçti .. unuttun mu sahiden? Unutulur mu o dipdiri erguvan!!!
Belki de hatırlar ama üzerinden geçersin.
Ben geçer miyim? Geçmem. Ama çağırmam da...
Ah be ah gençliğin iki yüzlü dolunayı Fahriye Abla!
Yalnız kendine çıkan sokaklarında sakız gibi gezdirirsin aşklarını hala!
Ağzımdan ağzına geçtikçe büyüyen, tatlanan bir sakız gibi
Yapışırsın yakama!
Elinden gelse geri getirir misin o zamanları?
Getirmezsin. Ben de getirmem. Ama durduramam da!
Akar yönsüzlüğümün içine o nehir, yıllar öncesinden sızıp, tam da talan çağımda!
Ateşsiz yanan, şehvetsiz inleyen adımı bağırır Ester!!
Sinmek ister de bir zerremi bulamaz delirir!!
Sen olsan duymazdan gelirsin. Ben de gelirim..
Ama aklımdan çıkmaz da!
Ama aklımdan çıkmaz da!!!

Hiç yorum yok: