Pages

12 Aralık 2010 Pazar

SEZGİCİ

ben bir sezgiciyim
yarın an'ın içinde gizlenir
derim: dikkat ve sicim

her gizleneni giz bilme
bazısı çekirdektir
meyvededir apaçıktır
birdir içerik ve biçim

bölebilirsin kırabilirsin
kabuk bahane
mesele idrak ve seçim

değişmez bin yıl yaşasa
hayatın sorusu
ilelebet "neden ve niçin"

bir ısırıkla yetinen için.

CEZİR

(bir rüyayı anımsamak için beklerken)

rüya yorumlayıcılar der ki
hiçbir şey zıddı değildir bir başka şeyin
anla ki gidip geliyoruz rüzgarın süpürgesiyle
birimiz med
birimiz cezir

biliyorum bastığımız zemin
hiç akıl karı değil
peki yanyana durmanın kuralı nedir
birimiz şah
birimiz vezir.

29 Haziran 2010 Salı

TAHTABOŞ


Uyku tutmuyor
Dikiş tutmuyor
Kıvam tutmuyor
Kan tutmuyor
Alem iki laf, birbirini tutmuyor...

Sabaha karşı silahı tutukluk yapan biri
Kalkıp o gün de işe gitse
Selam verse, rakamlar tertiplese, imzalar atsa
Öğle yemeğinde anlatılan bir fıkraya gözünden yaş gelene dek gülse
Yahut bir fıkra anlatsa (daha anlatırken güldüğü)
Yani demem o ki
İnandırsa bize o günü yaşadığını
Belki yıllarca inandırsa
Sevmediği kötü bir huy gibi
Kim nerden bilecek
Kim kimi biliyor

Rüya kara
Kumaş kaygan
Tat yavan
Tahta boş

Alem iki yemiş, biri kalbi kör eder
Biri aklı sarhoş

1 Şubat 2010 Pazartesi

KİŞİSEL TARİH

KİŞİSEL TARİH
*Sigara içilen arka bahçemiz mevcuttur*

EV ÖDEVİ
SORU 1: Bir cinayeti aydınlatmak için kaç spot gerekir?
SORU 2: Bir ölüyü araya alıp diri taklidi yaptırmak etik midir?
SORU 3: Kalkan libidosu görüş açısını kapattığı için sonunda duvara toslamış bir adam, bu kazada çocukluğunu düşürürse ağlar mı?

SARHOŞLUĞUN ETKİSİYLE YANLIŞ KAPIYA SOKULMUŞ CEVAP ANAHTARI:
CEVAP 1: “Cinayet”in aydınlanabilir bir tarafı yoktur.
CEVAP 2: İçimde bir deprem oldu ve bir tek odam yıkıldı. Yıllarca diri taklidi yaptım. Evet bu etiktir!
CEVAP 3: Erkekler ağlamaz sil gözyaşını
Çocukluğun üstüne yürürse kaldır tek kaşını!
_ Güliz, otur! Sıfır!!
_ Oturuyorum zaten.. :)
_ Çok konuşma!
_ Susturacak kadar sev o zaman! (yürü be!!)

ÖNSÖZ
İşi şansa bırakalım, kör bıçağı çeken bu pisliği temizler.
(HADİ BAKALIM!)

ÜNİTE 1 (Kaç ünite kan gerekeceği belirsizdir, lütfen forward’layalım!)
KİŞİSEL TARİHİMİN GERİLEME VE GERİLME DÖNEMİ
1- Tahtta Edip Cansever. “Tez limonluklar yakıla!” diye salık veriyor. “Gül kokacağız bundan böyle. Amansız, acımasızca gül, gül kokacağız nefes nefese!!”
2- Şehir planlamada Konstantin Kavafis; nereye gitsen arkandan gelecek bir şehir tasarlıyor. Aynı mahallede kocayacak. Ama “İthaka”mı koyarım ortaya ki, ölmeyecek!
İTHAKA

İthaka'ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
Ne lestrigonlardan kork,
ne kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon'dan.
Bunların hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer.
Ne Lestrigonlara rastlarsın,
ne Kikloplara, ne azgın Poseidon'a,
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.

Dile ki uzun sürsün yolun.
Nice yaz sabahları olsun,
eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!
Durup Fenike'nin çarşılarında
eşi benzeri olmayan mallar al,
sedefle mercan, abanozla kehribar,
ve her türlü başdöndürücü kokular;
bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;
nice Mısır şehirlerine uğra,
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.

Hiç aklından çıkarma İthaka'yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
İthaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan.
Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.
O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.
Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.

Onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.
Geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,
Artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini
İthakaların.
3- Bütün meydanlara megafonlar takılacak. Eşref saatlerinde Sezen çalınacak kulaklara. Bkz. sezen_aksu_88den_beri_omrumu_yedin_indir.zip
4- Gençler için kapalı mekanlarda kitaplık mecburi olacak.
5- Genç Werther’in acıları çekilecek!
6- Kenan Evren asılacak (önüne gelene!)
7- Kenan Evren asılacak (ama sallanmayacak!!)
8- Gizli şeker, gizli tansiyon ve gizli eşcinsellik yasaklanacak.
9- Kimse kimsenin malı olmayacak. Sevişenlerin dostluğu baki kalacak. Bunu beceremeyenin sevişmesi yasaklanacak! Böyle buyurdu tahtında tahtravalli sallayan hükümdarımız! Sözü ters yüz Edip!
İnfilak

Ben gidince hüzünler bırakırım
Bu senin yaşadığındır
Bir ev sıkılır kadınlardaki
Bir adam sıkılır kadınlardaki
Seni sevmek bu kadar mı
O benim yaşadığımdır.

Bazan da bir yerde kuşlar vardır
Ne uçmak, ne görünmek için
Bir karanfil pencereyi deler
Bir kapı kendiliğinden kapanır
İstesek sevişirdik, ama olmadı
Biz değil yaşayan acılardır.

Gitsem de her yerde biraz vardır
Hatırda zamansız bir plak
Bir otel kapısı, biraz istasyon
Vardır o seninle birlikte olmak
Buluşur çok uzaktan ellerimiz
Ve nasıl göz güzeyiz ansızın bir infilak.
10- Genel evler kapatılacak. Özel evler kapatılacak. “Kendine ait bir oda”lar çoğalacak!
11- Sınırda yakalanan uyuşturucu ve vuruşturucular altı saniye içinde kendi kendini imha edecek.
12- Küçük Prens büyüyecek. Tek taşla dizlerine kapanacağım! :)
13- Tek taşla iki kuş vurmak peşinde dönenen sanat tacirleri sürgüne gönderilecek!
14- Göğe bakma durakları inşa edilecek.
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım.
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum.
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi ...
(Ah O’nun saati büyük.. her zamana Uyar!)
15- Meydana Cemal Süreya büstü dikilecek. Avucuna güvercin yemi serpilecek. Serpilecek hüzünlerimiz genç kız gibi. Ah güzelim! Afrika Hariç değil! Böyle yazacak ülke sınırında büyük puntolarla : AFRİKA HARİÇ DEĞİL!
ÜVERCİNKA
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Lâleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil.
16- Aşık olmayan kendinden utanacak
17- Canlı müzik, film gösterimleri, tüm sanatsal etkinlikler artı 1 yerli içki ve yerli yersiz şerefe yapmak serbest olacak.
18- Tombala oynamak izne tabi olacak. Çinko tabiri kullanılmayacak. Verniş olabilir onun yerine. 1. verniş 2. verniş :) Ayrıca gıcıklık değil mi, 6 ile 9 un altındaki çizgi kaldırılacak. Hadi bakalım! :))
19- Tombalacılar görüldükleri yerde ekip otosuna alınacak. Nezarette “Saatler”in film müziği dinletilecek.
20- Saatler gelmiş geçmiş en iyi filmdir.
21- Forrest Gump gelmiş geçmemiş en iyi filmdir!
22- Katil Doğanlar delmiş geçmiş en iyi filmdir!!
23- Ne oldum denmeyecek, ne olacağım da denmeyecek, hissedilecek!!
24- Şubatta ateş basmayan, Temmuzda ilikleri donmayan sanatçı olarak kabul görmeyecek!
25- Sanatçının kendisininse kabul görme derdi olmayacak.
26- Çift kişilik yataklar üretilmeyecek. Ya samimi olalım yada .iktirip gidelim canım benim.
27- Çift kişilikler kendi aralarında konuşmayacak. Aynaya rujla not bırakmak serbest. ;)
28- Yangın çıkışları yangına açılacak. :))
29- Oral ve Okşan isimleri yasaklanacak.
30- Köprüyü geçene dek ayıya dayı denmeyecek. Ayıların dayılanmasına sebep sensin canım kardeşim! NAZIM geçmese beni de tek seferde silersin!!
AKREP GİBİSİN KARDEŞİM
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
31- Köprü geçişleri ücretsiz olacak.
32- Allah’ın bir kelebeği yaratırkenki baştan sona tüm hikayesiyle neye işaret ettiği artık açıklanacak!
33- Midye dolma ve kokoreç milli yemek ilan edilecek.
34- Hafif meşrep ve hafif gerizekalı ev hanımlarının “kocamın takımını tutuyorum” esprisi yasaklanacak!
35- “Bu ay kaç çekiyo?” sorusuyla tongaya düşürüp “31” Cevabını alınca da kahkahayı basan teen age’ler çoğalacak :)
36- “Felsefe yapmak”, “Edebiyat parçalamak” deyimlerini kullanarak, anlamadığı şeyi küçümseyenler para cezası alacak. Hatta muayene edilecek. Ve hatta 2. kez muayenesiz çıkarsa bağlanıp çekilecek.
37- Kimse yalnız olmayacak! “Yalnız kalmak” serbest, “Yalnız olmak” yasak!
38- Küçük İskender büyümeyecek. Şehsuvar’ı filan tanıyacak millet!
De Gülüm
de gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim
İstanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatin!

de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
güven bana gülüm!
sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm!

göreceksin gülüm! Bekle!
hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alışacak..
göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki
iste o vakit bana-doğrudur!-
sair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!
bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,
sokaklar var, kediler!

inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak..
göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin!
artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!
39- İnsanı başkaları için düşünmeye hatta hissetmeye iten sebepler sorgulanacak. Gerekirse yalan makinesi, olmadı zaman makinesi kullanılacak.
40- “Salgı bezi” yerine Allah aşkına düzgün bir isim bulunacak. “Er bezi” tabiri ise sanki bir dil sürçmesiyle “El bezi” denmek isterken yanlış telaffuz edilmiş gibi baştan yok sayılacak. Derhal.
41- Kere maşallah. 99 kere eyvallah. Görünmeyen "şey"ler görünür olanlar üzerine hükmedicidir. Bu iyi anlaşılacak!
42- Yanlış anlaşılmanın verdiği ızdırap son bulacak. Herkes bir yanlış anlaşılma ardından demli bir ince belliye tav olacak.
43- Yanlış anlaşılma diye bir şey yoktur. Anlaşılmama vardır.
Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.
-Albert Einstein
44- Kimse kendini kandırmasın; herkes birgün bir başkasının kalktığı yere oturabilir. Ağlama iki gözüm...
45- Bir başkasının üzerine oturmaksa hiçbir kara parçasında affedilmeyecek. (Sonra yok ben görmemiştim, yok sadece fizikseldi gibi kıvırmalarla gelmeyin. Adam olun ulan!)
46- İşkence yasaklanacak, bireysel terör serbest! :)
47- Bach’tsız Martı Jonathan Livingston öldü. Onu Treplev vurdu. Bu kayıtlara böyle geçecek!
48- Seslerimiz kaybolmayacak. Peki ya sessiz çığlıklarımız?
49- (Ah!) TEHLİKE ANINDA KALBİMİ KIRINIZ!
50- Ellinci madde diye bir şey yok, bu tamamen bir takıntı ürünüdür. Öğretmenlerime bol şans, kopya çekmek serbest, rest çekmek ziyan, kaybolursan çocukluğunu kullan, karakterinde zayıf getirme, döverim!

SONSÖZ
_ Güliz’di değil mi?
_ Öyleydi.
_ Artık değil mi?
_ Di’li geçip gitmiş sorular sormayın sadede gelin lütfen.
_ Afedersiniz. Sonsözünüzü bölmek istemezdik fakat,
_ İstemediğiniz şeyleri yapmayın o zaman.
_ Fakat ben ve ekibim size bir teklif sunmak istiyoruz. Bir film projesi ve...
_ Ve?
_ Başrol için sizi düşündük.
_ Beni düşündüğünüzde neler hissettiniz?
_ Efendim?
_ Neyse düşünmeniz yeter, devam edin.
_ Şimdi, bu bir aşk filmi ve siz esas kızsınız.
_ Esas değil esaslı olacaktı.
_ Pardon düzeltiyorum.
_ Ben sonra düzeltirim siz devam edin.
_ Peki, esas oğlan da..
_ Bakın, öncelikle benim kurallarım vardır, öpüşürüm soyunurum ve sevişirim.
_ Nasıl yani?
_ Şöyle ki...

16 Ocak 2010 Cumartesi

KIŞ CIVILTISI


Zamanın üzerimizden tüm kıvrımlarımızın şeklini alıp dökülmesi ne güzeldi..
Güzellik gibi geçiciydi..
Yaslandığımız ve yaslandığımız anılar gibi geçiciydi..
Sarılsana bana , üşüdüm.
Isınmak için değil, sonsuz bir üşümeyi dindirmek için böylesine seviyorum seni.. Hayır, sözlerimden gelene inanma (!)
Kalbim göz kırpan yıldızlar gibi. Dünyadan bakılınca görünmeyen, kendi ateşinde ıssız yıldızlar gibi..
Kalbimden gelene de inanma (!)
Sadece bir anın, sıcacık çekip buz gibi bıraktığım bir anın durdurduğu yelkovanım. Boş kovanda vızıldıyor arım, edebim.. Hayat, ey acı süt!
Gör artık taşıyamıyor beni ne erkeklerin ne kadınların!
İşte buna inan (!) Ben kış sesiyim! Tutuşmasıyım karın!
Çölün bittiği yerim ben! Çölden daha gerçek bir serabım!
Toplanıyor ayaklarımın altında yürüdükçe İstiklal Caddesi!
Buruşmuş çarşaflar gibi toplanıyor, biz göz göze geldikçe yalnızlığımız!
Yatağını arayan nehirler gibi.. Bir dağın çıkmazında..
Köklerinden çekilmiş, kendi içine batmış bir karaağacın gövdesine sızan nehirler gibi!
Bir kralı zehirler gibi kendi soysuz soyunda!
Toplanıyor, çekidüzen veriyor kendine sarhoşluğum, bildiğini bilmezden gelen tehirler gibi!!
Anlaşılmak hafiflemekse
Bir bardak çayın hiç içilmeden soğuması bu benimki
Soğumasını durdurmadan soğuması
Camı çerçeveyi çatlatıp çıkması!
Yada belki sadece
Çocukluğunun gözyaşını silme hevesi her insanda
Bir gün her insanda..
Gelip yanıma oturuyorsun bunlar geçiyor aklımdan..
Elini omzuma bırakıyorsun gizli bir rütbe gibi.
Alnıma, boynuma, saçlarıma..
Orda yaşlanıyor elin, ben yaşlandırıyorum onu –neden?!
Çizgilerden görünmez oluyor sonunda.
Ah !
Sözlerin dilimin üstünde bekleyen şeker gibi kararsız
Eski ve eksiksiz romanlar gibi pek
Sinik ve avuntulu şarkılar gibi banttan..
Gelip yanıma oturuyorsun bunlar geçiyor aklımdan.
Bilmem ki neden? Neden böyle seviyorum seni..
Belki de ilk kez düşündüğüm için böylesini.
İsyan etmemi beklerdin belki de şimdi..
Yanmamı, küllerimi savurmamı havalanan eteklerimin girdabında..
Bir defa.. Ah son defa daha!
Ama diyorum ya eskidendi.. Çok eskidendi o şarkılar..
Ellerin eskidendi.. Gözlerin.. dinlenmiş denizler gibi.. Eskidendi..
Harbiden de harbeden çocuklarındık senin!
Kış cıvıltılarındık göğsünde!
Vurduk mu yola topuklarımızı, körfeze tokat gibi çarpıp tek dalgayla tüm evrene yayılırdık!
Yayılırdı Aşk! Nuh demeyen bir Tufan gibi!!!
Hazırım hazır olmasına ama neye (?)
Gülerim kahkahasına ama ne için (?)
Hangi yalan geriye getirir dibe batmış geminin yaslı denizkızlarını..
Önümüze hangi yürekli korsan serer define haritalarını..
Unut gitsin diyorsun ya ; unutuyorum, ama gitmiyor!!
Pulları yitmiş, adresleri değişmiş arzularını hala bir ben mi çekiyorum içime?
Tenine misk gibi sinen o sevişmeyi ben mi kokluyorum?
Tersiz, kıpırtısız, kendi içine doğru boşalan o sevişmeyi!
Daha düşlerken sönen bir sigara gibi..
Hatırlar mısın ! Geceydi! Bir tek kalbimiz susmazdı!
Bomboş yollardaydık! Elele İzmir asfaltındaydık!
Hiçbir yere çıkmaz İzmir’in hiçbir sokağı.. Bilirim.
Kendine dökülür ışığı sokak lambalarının..
Bir şiir gibi kabarır Pasaport!
Bir şiir gibi, “ışıklı bir tesbih gibi Karşıyaka!”
Dünya denen sirki
Küfür denen şirki
her zerremi talan edip savururum sana! Görmez misin..
Hedefini şaşırtmaktan usanmış bir ok gibi!
Yayılırım sessiz göğsünde senin..
Derinliği kestirilemeyen bir uyku gibi yayılırım tüm bedenine vuslatla!
İşte ! Çıplaklığım sadece senindir işte o zaman!
Kalbim dilimdir!
Arzuların dinimdir!
Kabarırım ağzının deydiği yerlerimden bir kalıp sıcak kek gibi!
Parmak uçlarınla uzanıp aldığın bir mucizeye çeviririm hayatı!
Bir baştan çıkmaya!
Herkese kısmet olmayan bir baştan başlamaya! – yaşadık! Yalan mı?
– yaşadık! Değişir mi hatıralar da!!
Özlüyor musun bilmem ; ürkek bir ağzın tadını?
Hani o kabına sığmaz kek gibi dağılmaya pekişir “şu an”!
Hani unutulmuş bir dil gibi yeniden gün ışığına çıkan!
Ah yutup unuttuğun şeyler gibidir yıllar..
Yıllar geçti .. unuttun mu sahiden? Unutulur mu o dipdiri erguvan!!!
Belki de hatırlar ama üzerinden geçersin.
Ben geçer miyim? Geçmem. Ama çağırmam da...
Ah be ah gençliğin iki yüzlü dolunayı Fahriye Abla!
Yalnız kendine çıkan sokaklarında sakız gibi gezdirirsin aşklarını hala!
Ağzımdan ağzına geçtikçe büyüyen, tatlanan bir sakız gibi
Yapışırsın yakama!
Elinden gelse geri getirir misin o zamanları?
Getirmezsin. Ben de getirmem. Ama durduramam da!
Akar yönsüzlüğümün içine o nehir, yıllar öncesinden sızıp, tam da talan çağımda!
Ateşsiz yanan, şehvetsiz inleyen adımı bağırır Ester!!
Sinmek ister de bir zerremi bulamaz delirir!!
Sen olsan duymazdan gelirsin. Ben de gelirim..
Ama aklımdan çıkmaz da!
Ama aklımdan çıkmaz da!!!