Pages

4 Aralık 2006 Pazartesi

SUMARY VE BEN


En Uzun Gece'ye
Şahnur'a
I

anlatacağım yalnız sana geldiğim yolları
anlatacağım doğduğum akşamları
Sumary bir ses olur içimde bir ses
kayganlaşır sanki bir küçük balık sıyrılır gibi avuçtan
sıyrılır gider nefes
kulağımda bir sözdür unutmadığım
hatırlayamadığım, ah ikisi birden!

Sumary doğduğunda ben onu gördüm
bir şelalenin denizi gördüğü an gibi
gördüğü an düştüğü anla aynı
kavuştuğu an yok olduğu anla aynı
yakut renkli bir karga vardı kıyıda
kolaçan ediyordu dört bir yanı
sabırsız bir rüyada unutulmuş gibi
atlayıp avına atlayıp pençeye atlayıp içine
aşırıp kaçırıyordu kendini
aşırıp dalgaları hızla geçiyordu üzerimizden
uyandıkça çığırtkan uyandıkça güzel
silindi kaygılı çizgiler
silindi düşler bomboş kaldık
bağırırken düşürdü ağzındaki yakut rengi
yahut bunca ahengi, biz kendimizden sandık

Sumary doğduğunda ben onu gördüm
Sumary öldüğünde öldüm
o beni gömdüğünde sokak lambaları tir tir titredi
gün ağardıkça ateşi düşen bir bebek gibi
kış sabahından çıkagelip
eğilip temmuzu öpen şubat
yüzlerden tedirginliği
yüzeylerden derinliği sildi

Sumary gidince gitme
kalınca kal

yeşil olmam cana gelmem
ne bir çiçek ne bir dal
topraksız köksüz sensiz bulurlar beni
içimizde bir kabaran su yutar sebeplerimizi
şelaleyi yutan denizi, her şeyi
yutar çığlık çığlığa
dönüp de kuşlar defalarca
çaresiz konarlar daldan kalan boşluğa

durup dururken üşüyorum
kalbimden doğru esiyor rüzgar
sonunda anlıyorum
savuruyor yüzüme çöken kederi
anlatacağım kabuklarını güneşin
parçalanırken bulutlar
parçalanır hayatlar da
kaybolur dağın içine doğru yokluk
çekilir görünmez bir nefesle sanki içten içe
kendini katlayan bir yolculuk
tepelere yükseldikçe umutlarını yitiren bir kervan gibi
geride kalan sadece
bir dışa eğimin dibi

dışımda kalan yerlerimden kesildim
tanıklarım kördü, bıçak kör
bu kanama durmaz
uyandıkça uykuya dalıyorum
taş derin kuyu az

Sumary anlasın bize kalan son durak
ne kadar isteyip çabalasak da
içimiz boşalacak



II

yeryüzü dinle bugünden geleni!
geri veriyorum buradan
çelimsiz sözlerini
zorla giydirdiğin ve üzerimde kuruyan
kış güneşine çekingen yürüdüm
sokaklarında hızdan aşındım
hızdan çürüdüm
ağır ağır geride kalarak
raksa endama bir boy aynasından bakarak
tüm yolcularının gerisinde
masaların ve iskemlelerin
asaların ve iskambillerin gerisinde
bir kum tanesi gibi durdum
bir sapan gerginliği içinde

düşüyor muyum hala
yere çarptım mı
arasında kaldım yine ikisinin
sonra üçünün beşinin topunun birden
sözden buruştum
sözden görünmez oldum
avcumdaki taştan sektim mi
battım mı...

taş beni geçti
bu kez uzun sürdü, ben kısaldım
bir saat geriye aldılar zamanı
bir balık hareketi ileriye
aldılar beni sudan kurulayıp kaldırdılar
ellerimi alkışladılar
sanki uzun yeşil bir vazo içindekilerle soldu

bir top kumaşı attılar masaya
çektikçe beyaz çektikçe siyahtı
bir deniz bulandı kirpiklerime
kirpiklerim aklıma battı
deniz kendine

yüz'Geç bunları, hatırla geciktikçe
"için her intihara yine yeni bir anne"

kaldırdılar bir top kumaşı
bir top fesleğen koydular yerine
masaya canlılık geldi
hafifledim
üç ölü ağırlığı kalktı sanki üzerimden
anılarım – birini unutmuş gibiyim
rüyalarım – birini yaşamış gibiyim
sarhoşluğum – kendime susamış gibiyim

nasıl yenilemiyorum bilmem
bilmezliğin katılığına
aklımdaki kirpikten belki
elimdeki kalemden, uzayan kağıtlardan
sonsuz gibi ağıtlardan belki
yenilsem – çünkü doğrusu bu
yitip gitsem pençeyle av arasında
hissizleşip iyice hazdan sağılarak
hazdan süt kesilerek

uyansam birden
fazlalıktan eksilerek



III

Sumary bir gölde bir ağaç gölgesi
ağacın boynunda buz gibi bir eylül
nasıl çökemiyorum ah
nasıl bir telve gibi koyu dibe
türlü niyetlerle dönüp kapanıyorum
kendime
kendime

anlatacağım öldüğüm günleri
ölüp de baktığım yerleri
kulaklarımı kapadım, kapadım evreni
gözlerimi
hal’Sizdim
kalbimin kar’Diyaloğunda
bir dilekle atlarken ocaktan marta Sumary
nasıldım –
bir paspas gibi ezildiğim eve ait
ama eve alınmayan
eve ait ama eve darılmayan

gözlerinde mi saklıdır hala
yoksa gördüklerinde mi o rüya ?
zihnimdeki solgun fotoğrafları sallıyor
boş salıncak
dışarıya
dışarıya


IV

ben bir akşam ilk kez öldüm
uyumuyorduk yemiyorduk öylece duruyorduk
bir yaprak kımıldamadı günbatımından kuşluğa
iki sıkı dost gibi aynı bedende Sumary ve ben
dönüp baktık defalarca dünyadan artan loşluğa

" bir çocuk parmaklarıyla gösterdi. Kalbimi
gördüm, bir saat gibi kurulmuştu baş köşeye. Rüzgar
estikçe dalgalanıyordu sola sağa. Cennet
gibi bir yerden üflüyordu ah. İçimdeki
kutsalgın sıcaklığa! "

ben sonra artık hep öldüm
alıştım ölmeye
pastel bir çiçek kokusuzluğunu gömdüm
kendi yerime
uzun gri bir ağaçtan sağılmış
çektikçe ekşi çektikçe tatlı elmanın tadı
sonsuzluğu kesip eklemişim gibi o yeşil vazodan
fışkırmış türlü çiçekte artık Sumary’nin adı

Sumary ve ben
öyle ki birleşince biz
üç kişiyiz.


-Esther

1 Aralık 2006 Cuma

KUTSAL YAĞMURUN ALTINDA

Hüseyin Köse'ye

I

Islatıyor dilim sözcükleri
Islanıyor yok
"Üzülmüş evlerin yara çağı"

Anlaşılan dağılmayacak dumansız telaşım
Gördüklerimden birindeyim
Bir göz durağı
Parlıyor sükut gibi havada
Bir yakut yüzük
Uzanıp alıyorum
Takıyorum aklıma
Sonra aklımdan çıkarıp kalbime
Ve her yerime her yerime!
Dönüyor bende sonsuz biçimini
Yerini bulmuş bir gökyüzü gibi
Bulduğu anda başlayan öncesizcesine
Unutkanlığı kendine çıkıyor insanın
Hep kendine!


Kendime getirdi beni
Alnıma çarparak ayakucuma düşen
Sonsuz biçimdeki anı
Kardeşim uyku
Avlanmanın tuzağında unuttuklarımı bilen
Hayatın ağa gönüllü atlayan yanı

Meçhulüm
Bir imza kalmayacak
Olsa olsa nabzım atacak
Bir’i tek sanan
Gerisini sayan da sayan parmaklarımda
Kusursuzdur bilirim aşk
Kusurlu görünenin muazzam kurgusunda

Karanlığın darlığı yüzümü genişletiyor
Atışlarını duyuyorum içimden ok gibi kalbimin
Hayatta değil de sanki
Hayatla ölüm arasında bir ölümde
Ve gözlerim
Gözlerim, gördüklerim, dünya
Ağır bir gülü küle küstüren
Aşk, merhamet, zulüm, riya
Ve kan, ve kandan yapılmış sarayım

Tenimde yarayım



II

İpinden ince ağacından dar kabrinde
Asıldı asılacak bir anı ses
Kalbinde kafes
Son dileğini içerken ettiği duanın
Gözyaşı ayetinden dökülen yas
Aklında kıyas

Aynı anda çok yakında
Aynı anda çok uzakta
Söyler ve çalar zamanın zamanından bir nota
Ayık, tiz

Kutsal yağmurun altında ebedileşen unlar gibiyiz.


1 Ekim 2006 Pazar

TERAZİNİN İLKELERİ TERZİNİN İLİKLERİNE KARŞI

I

Bir terzi yamıyor ağırlığımı
Üzerime konan ağırlığımı
Bir terazi hangi tarafta kendisidir
Kendine ağır bastığı gizli yan nedir
Sen söyle terzi, bilirsin
Geldiğinden beri dike dike dikine
Giden bu yolları, sensin

İçime batırdığım ekmeği
Islatıyorum ağzıma
Doyacaklar mı bilmem
Türlü türlü öldüren doymazlığa ?

Dışıma giren kılıç
Çekip çıkarıldığında fışkıran yüzler
Yüzleriniz
Kefe’nde hileli bir mazi
Ağır basıyor bastıkça ağrıtıyor
Etinizi
Haddinizi

Dişi ve erkeğiyle kalakalan agraf
Çifte teğelli oyununuzda
Olsa olsa bir kapıdır çarpan
Değil mi canım
Sol yanınızda


II

Terzi yamıyor ağırlığımı
Üzerime konan ağırlığımı
Biçimdeki kadeh boş
Cahil topluluk sarhoş
İçimden tartılamıyorum
S’ağırlamaktan dengedeki
Sağlam kaygıyı
Ona duyulan saygıyı

Kendini çarpma tozu kendine
Yada kendi olan
Her (hangi?) şeye
Gel getir
Fer fecir hayatın şark kısmını
Gül götüren ayaz arkasından
Mutluluğun aslını

Nadasa bıraktım kendimi
Okudum kırılan şarkısını ayrılığın
Üfledim yarım bir yarın eşliğinde
Leşliğinde unutkan geçmişin
Kokup kokup koparak
Geçmiş gitmişim


III

Terzi yanıyor
Kefeniyle hafifleyen dirlik
Karasıyla parmaklarının el sallıyor
Çarparak yüksüğe
Yüksüzlüğe

Atlarken kaldırımdan kendime
Biliyorum tehlike ehlimi
Ehli’yetimliğimi bağıran dudağa derim :
DERİN

Boşalamıyorum
Çünkü hep gidenim



3 Ağustos 2006 Perşembe

MED

"Ben Hak'tır"
Güneş'e
Ak sütün içinde kara bilye dönen
Boz sütuna yaslanmış esmer Adalet
Bekliyor – beklemeyi ömür bilerek
Ömrü tehir
Bu geçliği zahir bilerek
İçildikçe yıllanan şarap içinde gül üstünde
sonsuzluk dönerek!

Yürüyorum
Sıra sıra üzüm taneleriyle aydınlanıyor yol
Sevisevici pervaneler uçuşuyor
Varıyor yanıyor varıyorlar
Üzüm taneleri bir salkıma toplanıyor

İskeleden dünyaya bakıyor Adalet
İskeletten sevdaya
Üzümler sönüyor – bir büyük sarhoşluk dönüyor
Fışkırıyor menekşe gibi bir alev suya

Anlatamıyorum
Boşanamıyorum cismimden
Yahut boşalamıyorum ruhumdan
Dalgalar kıyıya çarpmak niyetiyle

ebediyen geri çekiliyorlar
Yakut ayrıntılar

Gizli bizli rüyalarda bir his ayrıcalığı
Ayrıksı otlar arasında güller bitiren deligörü
"Otlar ki kupkuru, otlar ki yanık
İnandır bizi ya rüyada olduğumuza
Ya uyanık!"