Pages

20 Kasım 2005 Pazar

EBRULİ



kül kadar yaslı yasaklı
zamanların işaret ettiği
sezgiyi avuçlarımda buldum
ölü olarak
sizdiniz. Ezdiniz ve gittiniz
bilmem ki kaç parçaya ayrılmış bir buzul suda
kabuğundan ayrılamayan bir yemiş gibi uykuda
yıllar
kaldım

böylesine acılar varken yabansı
bir de güller güller varken
yani ikisi de bir ağızdan varken
gözlerimin rintleri içime akan
bir büyük s'ağlamaydı yine
kıymet ile kıyamet
kaldım

kendime ne zaman uğrasam
uğraşsam adımla hecelerle
bir yankı ebruli ansızın susar
su yolunda kaygı yoksunu ellerini
bir cebine bir sevgiliye durmadan değiştiren
gençliği kadar bulanık bir kuğu hayaleti
uğultuyu süte kabarmadan derin
suyu ağlatmadan serin
bir vurup bir sağlatmadan kendinden emin
olamadan ellerimden tutar da tutar...

yorup beni bir dağ zirvesini
göğe açılan ağzında tartar
nihayet nihavent bir yorulmayla
döner bakar kimi tanısa kendi sanan
soluk bir delilden
silik anı gibi eğilir suya
suda bir deli görür
deli de onu görür, fakat
gördüğünü görmez
delide bir menekşe koyuluğu artar da artar
insanoğlunun kafasına çekilmiş
oradan seyreden bir hayvan gibi
yer yüzünü

yuvarlanarak yanaşır dünya atlasına
uyanır ebruli
kırıp beyazı çıkar
beyazın bir alt tonuna çıkar
kalandır yalnız çatlamış bir mürvet çekirdeği
halvet sandığında kederli
yürür gider ebruli
kaygılı
dizleri titrek

insanlığın ilk gününü y'iterek