Pages

1 Mart 2002 Cuma

CEVAHİR YADA OYUNBOZU



Şener'e
birinci cevir

kirpiklerinden geçiyor zamanın
ömre pusula fısıltılı rehberlenmiş bir akşam
yerine kimseleri koyamıyorum aşkın

palyaçoyu ilk kez imgeliyorum bir şiirde
erdemin küçükken korktuğu bir anıdan öteye gidemiyor boyalar
bir de
ilk korkusunu insan olmaktan yaşayan göçebe çocuklar
aslını tanıdıkça faslına inandıkları dalgaların
kıran edimine aldanıyorlar bir ihtimal

yuvalarından fırlamış sözler sonra
ama hep sonra dualarla karışan
heceler boyu susmuş ve bağlaçlara konuşmuş sonunda
bir başına seslenişin yine tek hecelik bir ilişki aradığı
okunsan ağlayacak aminli vedalar ardından
zamanın terini bıçakla kurulardı Cevahir
adımızdaki işlenmiş ıslaklığa aldırmadan

önceleri yalnız kendimi görürdüm gözlerinde
öfkesinden kudurmuş kusurlu bir kırmızının
topukları yeraltına şahlandıkça
savrulan eteğimin altında sakladığı çocukluğu
konuşmayı bile öğrenmemiş özellikle
büyüdükçe alıngan ağızların gül bahçesi
çingene dilinde zahiri bir söz korkusu beliren
vurdukça topuklarını dilsiz
savurdukça eteğimi güzel
şefkatin bir annede güle değil
dikene eğimliliği

bu bizdeki yalan da değil be Cevahir
biz korkuyoruz tanırlar diye ikimizden herhangi birini
gece edilen sözlerden değil
sözlerdeki geceden bir sabah
bir sabah alıp da adının ilk harfini
güneşe tamamlayacak kadar


ikinci cevir

uyanırım sonra bir gün ve ansızın
mor bir yaprak bulurum yastığımın hala uyuyan kısmında
uyanırım ve ardından bir adam bulurum aynı yerde
mavidir gözleri ve kapalıdır düşünmem için maviyi
rüya biter bu kere de
uyanamam

Cevahir gelir aklıma
anlamını yüklenememiş gelen gözlerindeki şafak
şafak şafak yara
murattan yana bir duadır amber kokar boyuna
sonra nereye gitsen oradan gelir sana
gökyüzünde veda başlar yaryüzünde sema
erenler yağmur olur fışkırır yeraltından
değişir iklimler yeryüzünün görümlüğü
işte aşk tam da burada başlar
kimlik sorarlar sana güneşi işaret edersin
ay utanır Cevahir uzun bir gecenin mührü
uzun bir gecedir ve ay utanır neylersin

bölüşecektik sabrımızı bile
düşman ağızlardan getirilen ılık kar
ben miydim yatağına ağladığım bir nehrin
içindeki yabancıdan gelen endişeli zarf
açılmamış kıyamet
unutulmuş farz


üçüncü cevir

göreceksin Cevahir ak bir şimşek gibi duyulacak o ilk ses
kim vurduya gidilen kapıların ardında bir gün
bizim de geç kalınmış bir merhabamız olacak tam vaktinde
çünkü yürek bile dokunur kendine
bazı seslerin ilk halleri z’ahirdir
mor bile ötesinde mora ağlar
göreceksin Cevahir
ipe çekilmiş uçurtmaların yaşından bileceksin
ipe çekilmiş uçurtmaların genişağacından
dar vakitlerde çizilen ilmekli resim
unut gitsin!
boşluk doldurmaca oynuyordu hayat / dönerken bile duruyordu zarlar
masaların da bir suçu yok masalların da
tuz kadar sevdik biz Cevahir tuz kadar!

dersen ki bir gün eğilip kulağıma
“birbirimize sarılarak uçabilelim diye
bizdik durmadan kanatlarımızı kıran ”
al benden de o kadar!
ve demezsen de işte bu yüzden
kim vurdunun telaşında kapını açtığın
yerçekimli bir sestir bu herkesin bildiği renkte bir renk
ve herkesin çocukluğundan kanayan
“karanfil hatrı” ahenk
o da yalan
o da yalan


dördüncü cevir

kirpiklerinden geçiyorum zamanın
ömre pusula fısıltılı rehberlenmiş her akşam
yerine kimseleri koyamıyorum aşkın
ötesi hikaye berisi şiir

su da’yanıyor gözüme Cevahir!