Pages

25 Şubat 2002 Pazartesi

BAŞARISIZ GERÇEKLER ÜZERİNE



Aklı vakte küstürdük yıllar oluyor
İyi niyetli yelkovanlar devrildi ardından
Saat saat
İplik iplik gözledi yasalgın sırları aynalar
Kırılan biz değiliz
Geçtiğinisandık sokağı : alışkanlıklar

İçimize düğümledik dil’eklenmiş efsaneleri
Bir ihtimal yanılma paylarından çözümlendi ağaran gün
Eşsiz mağaraların manzaralandığı

Yâr’asın serimde kuş’atılmış diriliği!
Serimde serin unutulan: yalnızlığın ilk adı
Hay aksi bir çocukluk bu kanadıkça kana ayan
İnsan aşkına
Kum akıtan avucundan zamanın
Açılan sonra usta bir ağaç gibi toprağın çırağı
O kırağı çığlığı toyluğun
Ve durağı çığlığın
Kupkuru bir yas’emin

imdi sen
Boylunca uzanmış mat bir şahın gizli öz’nesisin [?
Edebi’yâdedilen kayıp bir ikizin metaneti
Arayışın ezelî sus pusu’su
Dostum..
Biz yalnız’ca korkumuza güvendik
ayın kendi ağırlığından başkasına hep “niran!”

Düşeyazan iki isimdik
İki serdüşt
Daha önsözünde kendi kitabına kapaklanan
Böyle başladı bir gece şiir : en keskin uzvumuz
Ağlıyordu taş bile, kalpler yerine!
Doygun bir kedinin karnında uyuduğumuz
Açlık açlık kokan yabancı ayaz
Tanıdıklığı bilfiil hep insan
Hep insan

Kıl payı öldürmedik birbirimizi
Kıl payı öğrendik sevmeyi bile

Sonra mektuplar vardı bir yerde
İki satır geç kalınmış
Uzasın diye zamanın kendini ıslattığı
Umutsal bir salıya dönüşen serap
Güldüm sonra tebessümledim kendimi
Gül taksimi dinliyordu ayaküstü deniz
Kızdım masalarda bıraktım kokusunu
İşte sökülen şafak, ayraçtan kitaplar, sözleriniz

Bazen orta yerinden düşüyor aklıma
Falları koparılmış bir çiçeğin iki şıklı küsü
Adı kalmayıncaya dek koparılmış ama
Oradan geliyor umduğun ve ummadığın ne varsa
Parmak uçlarına mecnunlanan
Takvimsiz çölde kısacık rüya
İklimler merdivenli
İkilimler sarp
Herkes biraz kendine evliya
Sesler duydumdu giyindikçe alfabenizi unuttuğum

Alfabeniz : güya


18 Şubat 2002 Pazartesi

FEM



“hangi mucizevi yanılgı çimdikler ve geriye getirir kaçırtılmış ağrının şaşkınlığını ?” Ebru KARAOĞLAN


tığla çekiyorum içime açılan zamanın nefesini
delip nasıl geçerse kendi kahverengi misafirhanesini yeşil
boşalttım aklımdan esirgediğim yürek kârı aynaların geveze konuklarını
bunca sancı bunca harlı iklim benzeşiği ardından ellerimin
beklenen mısraları yazmamasından ötürü terk edildim
yırtıldı çünkü sorularla aramdaki defter
gördüm göreli gözlerimde duruldukça hızlanan o sorusuz cevabı
alnımda büyüdükçe sulara hecelenir yıldızımın toy yansıması
bilsen
..femden bir dokunuşun uçsuzuyum bugün
bucağımda papatya sapların uzar gökçekimin boyunca senin
şeklini unuttuğum bir vedadır artık kucağına yatıp söylediğim
gitsen haklısın, koyacak yer bulamadık
kapı eşiğinde kabarmış eski bir leke gibi durdu hasretim

ben dalgını olduğum denizin sunduklarını çoğalttım yalnızca
fikrim okyanus
dalgalar dalgalar...
adeline'ın titreyen elleri arasından
bakışım damla damla düşerken toprağa
gördüm, yırtık bir metanet gibi sancısını çekirdeğin
ve gülümseyişini ardından hakikaten de ilk bahar şaşkınlığıyla
“arı!!! arı!!!!”

rüzgara minnetimdir ağzımda açan çiçek adları