Pages

23 Eylül 2001 Pazar

HAMSEVİLER

~
melekşe

deniz için kımıltısız anlamlıdır
sırrı aydınlatan gülümsemesi yüzünden -eksik olmasın
kendi anlamından içerken yaradılışı gereği yaşsız
denizi de bölmüşler orta karar bir vakit _ Lüt(û)fen..


lâl’e

düşümde konuşabildiğimi gördüm
kırmızı kadar konuşabildiğimi ama
bir de burç edindim orada öfkeli
çağırdım kalktı geldi ışık hızında seyahat eden
bir portakalın üstünde
oturdu geldi
öyle yoruldu ki uyuyakalmışım
sonrasını hatırlayamıyorum ..
uykunuzda rüya dışında kimseyi gördünüz mü
rüyanızda kendiniz dışında kimseye rastladınız mı
kendinizde uykunuz dışında çoğaldınız mı
soramıyorum..
kırmızı bir portakal düşüyor gereksiz yere göğsümden


nergiz

okumayın!
bastıysanız ayağınızı kaldırmayın
lütfen kimseye anlat m a y ı n
. . . . .


kakküs

ortalık ne beyaz bu şiirde
neyse siyah
Neyse gri
ve kırılmış nefesi
nefsi yüzünden bu şiirin bile


gül

komik bir adamdır işin doğrusu
öyle ki, yalnız acıktığında güler
yaşamı sevdiğinden değil
yaşatmayı sevdiğinden
yanisi, yaşadıklarını

bir sabah alın yazısını okuyabilecek kadar tamahkâr
durup dururken söylenecek kadar
söylenmeyecek anıları vardır
yalnızlığı sevdiğinden değil
yalnızları sevdiğinden
yanisi, yalnızlığını

boşa gitmemektir tek ağlatan derdi, bir de hoşa gitmek
ya da tam tersi
[ bize ne zaman sıra gelse gerisin geri düşeceğiz
yalnız iki ucu birleşemez kum saatinin
ah, iki kum zerresiyiz

16 Eylül 2001 Pazar

LOĞUSA HUMMALARI

Otobiyografi

I

açılacak yüzüm görümlüğünce gül seyrine
hatrı kalır mı bilmem özümüzdeki gürlüğün
aksisedasıymışım
gözlerinizde yakutlarla daldığınız
geyiklerce gecelerde, ha uyumuş ha uyanmışım
da’yanmışım teninize ölet ölet hecelerce
şimal düşmüş alnıma çapla ile dualarınızı
amin amin ipeklemişim

şefkat cehennemden çıkmaymış
saati şaşmaz cumbalarınızda
yer yârilir gök içinde kalırmış
men’dillerimin sorgucunda
bir ihraz zamanıdır niyetlendirir ..niyetlenmişim

açılacak yüzüm görümlüğünce kül seyrine
hatrı kalır mı bilmem özümüzdeki günün
masalı harikalar ağlatan diyarında
yerleşikliğimin ağır eli
yere yükselen bir kabusa uyup anmışım
yörüngeden çıkmış kanat hızıyla denize vurmuşum
beton hızıyla kendime çarpmışım
tüy hızıyla acıya sürmüşüm
uyanmışım, düşmüşüm..


II

açılacak yüzüm görümlüğünce kul seyrine hatrı kalır mı bilmem özümüzdeki elin
buzul çağında tenim ak
kor!’kuluyum bakışlarınızdaki evrenin
suskusundan yara alsam yara alsam
hiç değilse hiç değilse
gövdem şal olur
kol olur
yön olur
yol olmazmış
anladım gözlerinizdeki zümrütten
alnıma çarpan ışığın alameti
alnıma çarpan kelebeğin celbinde
bedeni bedeli .. toz leylinde

ellerinden balık kaydığım
serin bir kuşkuda
zamana rehin bırakmışım ipin diğer ucunu
bırakmışsınız
çıkarıp sarkaca asmışım cesedimi
zamansız ölüm olmasın adım
diye diye avunmuşum
sürüldüğüm yaraların tenime deyiminde
sürükleyen kendini ardımıza takıp içimize dek
yanan boşlukmuş
söndürmüş.. ısınmışım.


III

açılacak yüzüm görümlüğünce dul seyrine
hatrı kalır mı bilmem özümüzdeki genin
geç gelmedim
serap diye izlediğiniz oturma odası çölünüze
- yağmurun şemsiye kapatan kokusu
erken de kalmadım yakasında kırmızı karanfil tanıklığı
deli gömleği giyen aşk çıkmazınıza
tam vaktinde yalnızdım ve atladılar içimdeki boşluktan
ıslanırken suluboya dünya
tarih atlaslarınızda kayıp gökyüzü
kendi rahminde kayıp insan

astarından sökülmüş bir tabutun
geniş mihverinde tökezleyerek
açılıyorum kendi çizdiğim zifiri aydınlığa
özgürlüğüm özgün gelecekse de özelime
bir vakitler özgesinin bakışından
göz karelerime doldurduğunuz muamma
ahraz operalar bir ihtimal
cinnetin arya okuduğu
düzlüğe çıkak için
tebessümle
beklendik med-cezir infazları

_ son bir sözün var mı?
_ ben hep ilk sözde bitendim ellerime bakın..


IV

kumdan bir kalemle çizilen yüzüme nabzı çarpar
demir alamadığı ufuk çizgisinde
demir atar
damarımda tıkalı bir balığın
bir kulaç bir akvaryum uzaklığı bir amenna bir akvaryum uzaklığı
karayokyumun yine de gözünüzü
kırım kırım
dökülürken avuçlarınızdan zaman
tebeşir lekeleri

seyri
kendi dışında hiçbir şey anımsatmayan
ateşler dikildi içeri
gölgesi dövülünce kilin
kostümlerimize giydirildik
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
müsaadeliyim bilgelik
hissizleşen göz aralıklarından da’ha uzakta
ha yakında
çivi tutuyor duvarı
çivi
çivi ak
kor çivi


daha nice açılacak yüzüm görümlüğünce ol seyrine
hatrı kalır mı bilirim özümüzdeki elemin
özlemin
çıkrığı sudan
vesilesi ağır
dinlediğimde dilsiz
anlattığımda sağır
yokluğunuzun diriliği ise
dirliği ise yokluğumun
bu etten kemikten beden
ölü
ürkerim
boşaltmalıyız suya kanarak
iğne deliğinden
geçirdiğimiz o büyük çölü.